ESTETİĞİN SESSİZLİĞİ: BİR OKUR OLARAK SUSAN SONTAG
Estetiğin sessizliği: bir okur olarak Susan Sontag

(Tanıtım / Deneme)

Helin İlcek - TESAK/Kütüphaneci
"Zamanımızın sanatı oldukça gürültülü, cilveli ve neşeli bir nihilizm.
Bir sessizliğe ihtiyaç var ama ses yine de devam etmekte..."
                                                                                         Susan Sontag
70'lerde, kolları başının arkasında ve uzanmış, siyah, yer yer kırlaşmış uzun saçlarıyla beraber o biraz erkeksi siyah-beyaz fotoğrafını hatırladığımız Susan Sontag...

Nerdeyse bir dâhiden bahsediyoruz...

15 yaşında Berkeley Üniversitesi'ne kabul edildiğinde Kafka, Gide, Thomas Mann ve J.Joyce'u çoktan okumuştu bile. Onun kendi iç dünyasında iyi bir okur, bizim dünyamızda ise başarılı bir yazar olduğunu biliyoruz.Elbette denemeciliği, romancılığı, kuramcılığı, eleştirmenliği ve
insan hakları savunuculuğunu da ...
Borges'in ölümünden sonra yaşadığı hüznü "Sende ruhun doğal saflığı vardı." diyerek o ünlü mektupta paylaşan Sontag, aslında her şeyde aradığı temel şeyin bu saflık olduğunun işareti vermişti. Okur olarak da saf bakabilmesi aslında beklenen bir şeydi...Sonuçta, kabul etmesi zor ama yazarlar da tıpkı biz sıradan okurlar gibi kitaplardan etkileniyor...

Mesele
dergisinin çevirip yayımladığı Susan Sontag'ın "Dünyayı Umursamak" adlı yazısında, kendi okumalarına atıfta bulunmuş ve bir tür olan romana dair görüşlerini, herkes gibi o da kendi okumaları üzerinden yapmıştı. Görebilen için güzel bir ipuçları demetiydi.
Mesela, Henry James'in "Bir Kadının Portresi" romanı için tipik bir okur bakış açısı ile şunları söylemişti: "Biz, yani James’in okurları, sevgi dolu, inançlı ve şerefli Caspar Goodwood’la mutlu olmak adına Isabel Archer’ın iğrenç kocasını terk etmesini dileyebiliriz. Bana soracak olursanız, ben kesinlikle öyle yapmasını temenni ederdim. Fakat Henry James de bize Isabel Archer’ın öyle davranmayacağını anlatmaktadır."*
Yine biz sıradan okurlar gibi Susan Sontag da kurgunun hazzını alan bir okurdu.
Romanın tüm meselesinin yolculuk olduğunu kabul eden her okur gibi, ilk başta birbiriyle hiç alakasız gibi duran şeylerin sonunda nasıl bir araya geldiklerini  görebilmek için çıkılan bir yolculuk olduğuna inanıyordu... Hikayenin kendisine önem vererek hikaye anlatıcılığını zaten çok iyi tanımlıyordu.

"Üstün" diye sıfatlandırdığı Portekizli şair ve nesir yazarı Fernando Pessoa'nun "Huzursuzluğun Kitabı"nı okurkenki her hikayede iki taraf olduğunu fark etmesini sağlayan o şeyden bahsederdi. Düşünmenin bu iki yönlü oluşunun bilinci, insana rahat nedir tattırmayan, eğer uzun süre bilinçte yer ederse hiçbir koşulda rahat vermeyen bir konumu anlatırdı. İşte o şey'i böyle tanımlardı.
Romancıları birer gezgin olarak algılayarak okur ve kendine has üslup ile benzetmesini şöyle yapardı: "Bir gezgin olmak dünyada -sizin dünyanız ve sizin ziyaret edip oradan ‘ev’e geri döndüğünüz o çok farklı dünyada- meydana gelen olayların eşzamanlı olarak gerçekleştiğinin sürekli hatıra getirilmesi demektir."
Bunu söylemek bu sancılı bilince verilen ilk tepki olsa gerek... İyi kalpli her okur gibi o da bu sancıyı çekmekteydi.
Sontag, masalların, hikâyelerin kendi yazgıları olduğuna inanırdı. Çünkü onları yayılmış, uyarlanmış, akıllarda yanlış tutulmuş, başka dillere tercüme edilmiş olarak aktarırdı. Yeri gelmişken de belirtmek gerek, tercümenin bir sınırları aşma yöntemi olmasını ise çok önemserdi.
Son olarak, bu dönemin tartışılan konularından olan "kitabın ortadan kalkması"na da atıfta bulunmadan edemez Okur Sontag... Bu fikri, dünyanın her yerindeki üniversitelerde bulunan edebiyat bölümlerine hâkim olan ideolojilerin öç alırcasına düzenlediği bir fesat olarak değerlendirilmesini tavsiye ederdi. Edebiyata karşı duran, kitaba karşı duran bu argümanın ardındaki asıl gücün kaynağının televizyonun devreye soktuğu o kirli medya ağzı ve anlatı modelinin kurduğu hegemonya olduğunu vurgulardı.

Peki ya sizce...?
__________
Hatırlayacağınız üzere, James, parlak ve idealist kahramanı Isabel Archer’ı, kendisine hâlâ âşık olup kadının fikrini değiştirmesini umutla bekleyen Caspar Goodwood adında başka bir talibi olsa bile, düpedüz alçak olduğunu keşfettiği kocasını terk ettirmemekte karar kılar.
 
Her defasında daha özgür olabilmek için okuduğunu belirten Susan Sontag'ın ilginizi çekebilecek birkaç aforizması...:

“Edebiyat diyalogdur; bir şeye tepki vermek, karşılık vermektir. Edebiyat, kültürler evrim geçirip birbirleriyle etkileşim içine girdikçe, insanın canlı olan şeylerle ölmeye yüz tutan şeylere verdiği karşılıkların, tepkilerin bir tarihidir."

"Edebiyatın kendisinin yazgısı başka bir şeydir. Bir hikâye olarak edebiyat, korkunç büyümeler, ilgisiz talepler, maksatsız faaliyetler ve ekonomik olmayan dikkatle doludur."
"Dünya edebiyatına ulaşmak, ulusal kibrin, dar görüşlülüğün, zoraki taşralılığın, anlamsız müfredat eğitiminin, tamamlanmayan kaderlerin ve kötü şansın meydana getirdiği hapishaneden kaçmaktır. Edebiyat, daha büyük bir hayata, yani özgürlük alanına giriş pasaportudur."
"Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!”
"Kitap bir duvardır. Kendimi arkasına saklarım: görmekten ve görülmekten uzağa."