RAFLAR ARASINDA YAŞAMAK: KÜTÜPHANECİLİKTE MANGUEL HEVESİ
Raflar Arasında Yaşamak : Kütüphanecilikte Manguel Hevesi
(Deneme)
Hêlin İlcek - TESAK / Kütüphaneci
Yazarların ve kitabın dünyasında olan kişilerin zaman zaman kütüphanecilikle ilgilenmesi sanıyorum ki kaçınılmaz bir merak... Manguel'in, Borges gibi böylesi bir deneyimi olmamasının şansızlığının yanında, hevesli merakı'nın ona şans getiren bir taraf olduğu düşüncesindeyim... Henüz çok gençkken "Borges'in Evinde", bu yaşlı kütüphaneciden kendi kütüphanesini dinleyip, görmeyen gözleri için ona kitaplar okumasını düşünürsek kıskanılacak boyutta bir şans olarak değerlendirebiliriz.
Bu meslekte henüz çok az zaman geçirmiş biri olarak bir süredir gözlemlediğim bir şey, alan dışından kütüphanecilikle ilgilenenlerin "entelektüel" katkıları olduğudur. Sanıyorum ki başlarda Manguel hevesi'ni canlı tutabilmiş herkes görevlerini layıkıyla yerine getirdi.
                                                                          *   *   *
Dostoyevski'nin Budala'sında hayatın başlangıcı olan yaşın 56 olduğundan bahsedilir. Manguel, Geceleyin Kütüphane'(1) yi yazdığında tam bu yaşta idi. Tembellik ve seyahate olan ölçüsüz düşkünlüğünü her fırsatta belirtip, gençliğinde meylettiği kütüphaneciliğe tam bu yaşta yeniden merak sardı. Odasından taşıp -evinin sınırlarını hoş bir tehditle- raflar boyu kitaplar biriktirdi. Eğer, Xavier de Maistre (2) iki yüzyıl önce aynı ismi düşünmeseydi, belki de Geceleyin Kütüphane kitabını Odamda Seyahat (3) olarak okuyacaktık. Biz okurlar çoğu zaman yazarların, odalarında, kitaplıklarında ve kütüphanelerindeki kitaplarla kurdukları bu görünmeyen ilişkinin çalışmalarına nasıl yansıdığını izleriz. Çünkü bilinir ki, yazarlar "yuva" olarak seçtikleri mekânlarda yazabilirler. Manguel, kütüphane'yi "Yuva olarak kütüphane" bölümünde anlattığında (çünkü kendini hep 'okur' olarak niteler) şöyle der: "Her okurun duraklayan bir gezgin ya da yuvaya geri dönen bir yolcu olduğu söylenebilir.(4)" Bu, yuvaya dönüş meselesi o uzun yolculuklardan sonra kişinin biraz güvende olmanın rahatlığına ihtiyaç duymasındandır.
Okumak (bir zamanlar yazmak da öyleydi), tek başına gerçekleştirilen, rahat, yavaş ve duygusal bir yolculuktur. Yolculuğun kendisidir. Biliyoruz ki, son zamanlarda yazarlar kendi kitaplarının tanıtımları için seyahat etmek zorunda kalıyorlar. Bu sayısız "dış görev" seyahatlerinden sonra, okuma ve yazma "iç görevi" için yuva olarak benimsedikleri her nereyse oraya dönmeye ihtiyaç duyuyorlar. Bu her iki yolculuk sonrası deneyimlerin demlenmesi ise o yuvanın içinde gerçekleşiyor.
Manguel, kendini nitelediği okur tanımının çerçevesini hiç çizmemişse de "İdeal okurun tanımına yönelik notlar"(5) yazısını okuduktan sonra onun eklektik bir okur olduğuna kanaat getirebiliriz. Kütüphanecilikte, bu Manguel hevesi dediğim eklektik tutuma çok ihtiyaç olduğu kanısındayım.

Herkes gibi yıllar geçtikçe deneyimlerinin arttığını, zevklerinin ve ön yargılarının değiştiğini itiraf eder Manguel. Belki de Herakleitos'tan öğrendiği "Asla iki kez aynı kitabı okumazsınız," yanılgısından vazgeçip, Okuma Günlüğü'(6)nü yazdı. Sürekli değişmekte olan hafızası hâlâ kütüphanesindeki kitapları yeniden elden geçirip raflara yerleştirmeyi, onları kataloglamayı, ıskartaya çıkarmayı sürdürüyor. Tüm bunlar içinde değişmeyen tek şeyin kitap okumaktan aldığı zevk olduğudur. Kitap eleştirileri yazarken, çeviri yaparken, antoloji hazırlarken ona tuhaf bir suçluluk hissi barındıran ama zevk de verdiren şeyin hayatını kazanmaya çalışmasına imkân verdiğinden bahseder(7). Bu hevesi taşımıyor olsaydı, tüm bu okumalardan sonra bu zevki almıyor olsaydı, kitaplarını saymak yerine onları kataloglamasaydı bunca güzel işi yapabilir miydi?

Okumanın bir etiği, nasıl okunduğunun bir sorumluluğu olduğuna, bir yazarın dünyasına girmenin hem mahrem hem de siyasi bir tarafının bulunduğuna inanıyor. Çok sevdiği Henry James(8), bir yazarın bütün eserlerinde gizli bir imza gibi bulunan tema için "halıdaki desen" deyimini ürettiğinde, Manguel yazdığı her eleştiride, her anıda, her giriş yazısında o elle tutulmaz deseni görebiliyor. 
 ______
1. The Library at Night, 2008
2.Bkz.
http://www.ndbooks.com/author/xavier-de-maistre/ 
3. Alberto Manguel, Geceleyin Kütüphane, İstanbul 2013 (2.bs.), Yapı Kredi Yayınları, s.14.

4. Age, s.267.

5. Alberto Manguel, Okumalar Okuması, İstanbul 2013, Yapı Kredi Yayınları, s.187-190.
6. A Reading Diary, 2004.
7. Alberto Manguel, Okumanın Tarihi, İstanbul 2001, Yapı Kredi Yayınları, s.12.

8. Bkz.
http://www.biography.com/people/henry-james-9352584
  
İdeal Okur Tanımına Yönelik Notlar'dan birkaç alıntı :
* İdeal okur kitaplarını asla saymaz.
* İdeal okur sözlük kullanmayı sever.
* İdeal okur kitabın karakterlerinden birine âşık olma yetisine sahiptir.
* Sivil itaatsizliği savunduğunu düşündüğü için Don Quijote’yi yasaklayan Pinochet, o kitabın ideal okuruydu.
* İdeal okur, bir yazarın bir akşamı şarap içerek birlikte geçirmeye karşı çıkmayacağı biridir.
* İdeal okurlar yaşla değişir. Pablo Neruda’nın Yirmi Aşk Şiiri’nin on dört yaşındaki ideal okuru, otuz yaşında artık onun ideal okuru değildir. Tecrübe, kimi okumaları lekeler.